Evrim Ağacı
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
o yeri önceden rüyanızda görüp sonra gerçeğiyle karşılaşmıyorsunuz. yaşadığınız durum, o mekana adım attığınız anda beyninizin geçmişe dönük olarak sahte bir rüya anısı inşa etmesi. bilişsel literatürde bu deneyim déjà rêvé, yani daha önce rüyada görülmüş hissi ve hafızanın geriye dönük kurgusal üretimi olarak tanımlanıyor.
insan zihnini video kaydeden bir cihaz sanıyoruz ama bellek öyle çalışmıyor. hafıza her çağrıldığında sıfırdan üretilen, fazlasıyla esnek bir kurgu. yeni bir mekana girdiğinizde temporal lob ve hipokampus hattında ufak bir senkronizasyon kayması yaşanabiliyor. beyin ortada rasyonel hiçbir sebep yokken aniden yoğun bir aşinalık sinyali yayıyor. zihin bu sinyali görünce hemen bir neden aramaya başlıyor. oraya daha önce fiziksel olarak gitmediğinizi bildiğiniz için sistem bu aşinalığı mantığa bürümek adına rüya çekmecesini açıyor. yani rüya gördüğünüz için orası tanıdık gelmiyor, orası sebepsizce tanıdık geldiği için rüyanızda gördüğünüzü varsayıyorsunuz.
detayların bire bir aynı gelmesi de tam bir zihinsel kurgu başarısı. rüyalar uyanır uyanmaz sınırları dağılan, son derece bulanık ve tutarsız görsel taslaklardır. fakat o mekana girdiğiniz anda zihniniz, gerçek dünyada gördüğü kapı kolunu, ışığın açısını ya da duvardaki rengi alıp o bulanık rüya kırıntısının içine anında yapıştırıyor. bir nevi generatif model gibi boşlukları eldeki taze veriyle tamamlıyor. geriye dönüp baktığınızda da zihniniz size bunu harfi harfine görmüştüm hissiyle kusursuz bir gerçeklik gibi sunuyor.
bunun üzerine bir de doğrulama yanlılığı ekleniyor. her gece uykuda yüzlerce rastgele görsel kombinasyon üretiyoruz ve neredeyse hepsini unutuyoruz. zihnimiz unutulan binlerce sıradan sahneyi sessizce çöpe atarken, gerçek hayatta birazcık andıran tek bir odayla karşılaştığında bunu devasa bir mucize gibi etiketleyip önünüze koyuyor. ortada geleceği gören bir rüya yok, sadece elindeki eksik veriyi hikayeleştirmeye bayılan ve kendi ürettiği kurguya ilk önce kendisi inanan bir bilişsel mimari var.
Cennetteki azizler saflıktan ve güzellikten ayrılabilir miydi? Onların anlatılacak bir yanı yoktu. Ama ya çamurdaki azizler; işte asıl ebedî harikalar onlardı.Jack LondonDoğrulanmış
Kan, deniz seviyesinde yaklaşık 100,5 ila 101 derecede kaynar. Ancak kanın kaynama noktası pratikte anlamsız bir fizik detayından ibarettir çünkü o dereceye varmadan çok önce, 42 ila 45 dereceden itibaren pıhtılaşarak pelteye döner. İnsanın dayanabileceği sıcaklıkta ise sınır ikiye ayrılır. Çekirdek vücut sıcaklığımız 42 ila 43 dereceye vardığında proteinler çözünür, hücresel yıkım başlar ve ölüm kaçınılmaz olur. Maruz kalınan ortam sıcaklığında ise dayanma sınırınızı termometredeki kuru sayı değil, havadaki nem belirler.
Kanın yaklaşık yüzde sekseni sudur fakat içinde çözünmüş tuzlar, proteinler ve hücreler bulunur. Sıvılardaki kaynama noktası yükselmesi kuralı gereği, standart atmosfer basıncında saf su gibi 100 derecede değil, hemen üzerinde kabarcıklanır. Tabii bunu test tüpünde ısıtarak görmeye kalkarsanız su gibi kaynamadığını, yumurta akı gibi piştiğini ve katılaştığını görürsünüz. Albumin başta olmak üzere plazma proteinleri 45 dereceden sonra geri dönüşsüz biçimde denatüre olur. Kanın sıvı kalarak fokurdadığı tek istisna düşük basınç ortamıdır. Örneğin 19 bin metre irtifadaki Armstrong sınırında basınç neredeyse sıfırlandığı için kan, 37 derecedeki normal vücut sıcaklığınızda bile buharlaşmaya başlar.
İkinci sorudaki hayatta kalma sınırı ise tamamen termodinamiğe bağlıdır. Bedenimiz dışarıya ısı verebildiği sürece çalışır. Kuru havada ter buharlaşabildiği için saunada 100 derecenin üzerindeki sıcaklıklara dakikalarca dayanabilirsiniz. Fakat havadaki nem doygunluğa ulaştığında ter buharlaşamaz ve vücut soğutma mekanizması çöker. Yüzde yüz bağıl neme denk gelen yaş termometre sıcaklığı 35 dereceye, hatta güncel klinik çalışmaların işaret ettiği üzere genç ve sağlıklı bireylerde 31 dereceye ulaştığında insan bedeni ürettiği ısıyı hapsederek birkaç saat içinde ölümcül hipertermiye sürüklenir.
Salam, dostlar!
Heç düşünmüsünüzmü, bayraqların rəngləri və simvolların arxasında nə hekayələr var? Bir bayraq sadəcə rənglərdən və formalardan ibarət deyil, həm də tarix, kimlik və ideyaların daşıyıcısıdır.
Elvin bu dəfə bizə veksillologiya haqqında danışacaq, Azərbaycan bayrağının tarixi və simvolizmi haqqında çox az danışılan mövzulara toxunacaq. Görüşdə bayraqların tarixi, simvolikası, veksillologiya elmi, müxtəlif bayraqlar və Azərbaycan bayrağı haqqında çoxlarının bilmədiyi maraqlı faktlarla tanış olacağıq.
📍 Məkan: Brew Mood Az. (Dəniz Mall, 2-ci mərtəbə)
📅 Tarix: 9 noyabr
🕑 Saat: 14:00
☕ Brew Mood tərəfindən iştirakçılarımıza kofe və desertlərə 20% endirim də təqdim olunacaq!
🎟 İştirak etmək üçün linkdən keçid edib biletinizi əldə edə bilərsiniz.
Qeyd: görüşdə iştirak edərkən özünüzlə istədiyiniz qədər bayraq gətirə bilərsiniz, hamısını birlikdə müzakirə edəcəyik.
Bayraqların arxasındakı hekayələri birlikdə kəşf etmək üçün hər birinizi gözləyirik!
Maddi destek istememizin nedeni çok basit: Evrim Ağacı bizim tek mesleğimiz ve tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine, sosyal medyada gördüğün makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.
Bunda elbette hiçbir sakınca yok. Kimin, hangi şartlarda yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki ana mesleklerimizi icra edersek (yani kendi mesleğimizde bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı ve onu ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra ayrıntılarını vereceğimiz gibi, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğin makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve çok zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.
Evrim Ağacı'ndan geçimimizi sağlayacak ve mesleklerimizi bırakmamızı en azından kısmen haklı çıkaracak kadar gelir elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp kendi mesleklerimize döneceğiz. Bunu istemiyoruz ve bu yüzden didiniyoruz.
Havanın erken veya geç aydınlanıp kararmasının temel nedeni, Dünya'mızın yaklaşık 23,5 derecelik eksen eğikliği ve Güneş etrafındaki yıllık dolanma hareketidir. Bu eğiklik sebebiyle yıl boyunca Güneş ışınlarının yeryüzüne geliş açısı ile Güneş'in gökyüzünde izlediği rota sürekli değişir, böylece gündüz ve gece süreleri mevsime bağlı olarak farklılaşır.
Gezegenimiz yörüngesinde ilerlerken, bulunduğumuz yarımküre Güneş'e doğru dönük olduğunda yaz mevsimini yaşarız. Bu dönemde Güneş gökyüzünde çok daha yüksek bir yay çizer ve ufuk çizgisinin üzerinde çok daha uzun süre kalır. Haliyle sabahları erkenden doğar, akşamları da oldukça geç batar. Kış aylarında ise yarımküremiz Güneş'in aksi yönüne doğru eğim alır. Güneş gökte alçak ve kısa bir yay çizdiği için sabah geç doğup akşam erkenden batar, bize o kısacık kış günlerini bırakır.
Aydınlanma ve kararma sürecinin hızı, yani alacakaranlık süresi ise bulunduğunuz enleme göre farklılaşır. Ekvator çevresinde Güneş ufka dik bir açıyla yaklaştığı için hava hızla aydınlanır veya kararır. Kutuplara doğru gidildikçe Güneş ufuk çizgisini çok daha yatay bir açıyla keser, bu yüzden özellikle yaz aylarında alacakaranlık saatlerce sürer ve havanın tamamen kararması epey gecikir.
Büyük kirletici şirketlerin karbon ayak izini unutturmak için yılda bir saat ışık kapatma şovları yapmasına prim vermeyelim ama yazın uzayan gün ışığından yararlanıp evde ampulleri yakmamak harika bir enerji tasarrufudur. Tabii balkonunuzda bekleyen cam ve plastikleri hâlâ ayrıştırmadıysanız onlara da bir el atın lütfen. Doğa kendi dengesini aksatmadan işletiyor, yeter ki biz araya gereksiz atık sokmayalım.
/event/c417b52e-2a88-4612-9f97-65018495b642.jpeg)
/post/a89e321a-2313-414e-9d17-15a5736fca2b.jpeg)
/evrimagaci.org/public/images/misc/feed-support-2.png)