Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) bünyesindeki Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA 2025) sonuçlarının 8 Eylül'de yayımlanması; her zaman olduğu gibi yoğun bir değerlendirme, kıyaslama ve ülke sıralaması dalgasını tetikledi. Fransa'nın gerilediği, kimi ülkelerin performansını artırdığı, bazılarınınsa krizlere karşı daha dirençli kaldığı görülüyor. Her değerlendirme döneminde olduğu gibi kamuoyunun dikkati hızla ülkelerin lig tablosundaki yerine odaklanıyor.
Bu sıralamalar kuşkusuz belirli bir fikir veriyor; ancak çok daha temel bir sorunun üzerini örtme tehlikesi taşıyor: Okulda geçirdiğimiz yıllardan gerçekte ne elde ediyoruz? Yirminci yüzyılın önemli bir kısmında eğitimdeki ilerlemeyi ölçmek görece daha basitti. Öğrenci sayıları, okullaşma süresi ve kazanılan diplomalar sayılıyordu. Böyle bir yaklaşımın ardında son derece haklı gerekçeler vardı; zira eğitimin tabana yayılması ve kitleselleşmesi, geçtiğimiz yüzyılın en büyük toplumsal dönüşümlerinden birini temsil ediyordu.