Evrim Ağacı
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Uzakta görünen ışıkların sanki göz kırpıyormuş gibi yanıp sönmesi, lambaların parlaklığının değişmesinden değil, ışığın gözünüze ulaşana kadar içinden geçtiği atmosferdeki hava hareketlerinden kaynaklanır. Atmosferik sintilasyon adı verilen bu optik olay, sıcaklık ve yoğunluk farkları nedeniyle sürekli hareket eden havanın ışığı kırmasıyla ortaya çıkar.
Geceleri dışarıdan bakıldığında hava tamamen durgun görünse de zemin ile gökyüzü arasında farklı sıcaklık ve yoğunluklara sahip hava kütleleri sürekli çalkalanır. Sıcak havanın yoğunluğu ve dolayısıyla ışığı kırma indisi soğuk havadan farklıdır. Uzaktaki bir lambadan yola çıkan ışık demeti bu dalgalı hava katmanlarından geçerken, sürekli şekil değiştiren minik merceklerden geçiyormuş gibi mikroskobik ölçekte farklı yönlere sapar. Işığın yoğunlaştığı kısım anlık olarak gözünüze denk geldiğinde lamba daha parlak görünürken, ışık demeti milisaniyeler içinde hafifçe kaydığında parlaklık aniden düşer. Beynimiz bu çok hızlı parlaklık değişimlerini ışığın titreşmesi veya yanıp sönmesi şeklinde algılar.
Yakındaki bir sokak lambasının sabit yanıp uzaktakilerin göz kırpmasının sebebi ise ışık kaynağının gözümüze ne kadar noktasal ulaştığıyla ilgilidir. Yakındaki bir lambadan gelen ışık demeti göze geniş bir açıdan girer. Işığın bir kısmı türbülans yüzünden sapsa bile kalan kısımlar gözümüze kesintisiz ulaştığı için ortalama parlaklık değişmez. Mesafe kilometrelerce uzadığında ise koskoca bir sokak lambası bile gözümüz için neredeyse tek bir piksel boyutunda noktasal bir kaynağa dönüşür. Bu tekil ışık çizgisi havada kırılmaya uğradığında açığı kapatacak başka bir ışın bulunmadığı için parlaklıktaki dalgalanma doğrudan fark edilir.
Aynı mekanizma gökyüzündeki yıldızların pırıldamasında da geçerlidir. Hatta yıldızlar noktasal birer ışık kaynağı olduğu için titreşirken, gökyüzünde daha geniş bir disk oluşturan gezegenler sabit ışıkla parlar. Gökbilimcilerin dev teleskopları uzaya fırlatmasının ya da yer teleskoplarına atmosferik dalgalanmayı dengeleyen adaptif optik sistemleri eklemesinin ardındaki temel sebep de tam olarak bu büyüleyici atmosfer oyunudur.
Kedilerin köpeklere karşı gösterdiği bu çekingenlik ve savunma mekanizması, temelde bir av-avcı ilişkisi içgüdüsüne dayanır; çünkü vahşi doğada daha büyük olan kanidler yani köpekgiller, felidleri yanii kedigiller birer av veya tehdit olarak görme eğilimindedir. Bu durum kedilerde bireysel korunma dürtüsünü ve sempatik sinir sisteminin savaş ya da kaç tepkisini tetikliyor. Ayrıca iki türün vücut dili ve iletişim sinyalleri zıttır; mesela bir köpeğin dostça ya da oyun amaçlı kuyruk sallaması, kedi popülasyonunda bir tehdit veya bölgesel agresyon sinyali olarak algılanır. Sonuç olarak hem bu morfolojik dezavantaj hem de etolojik iletişim kopukluğu, kedilerin köpekleri öngörülemez ve tehlikeli birer tehdit unsuru olarak kodlamasına yol açıyor.
Dilimizde aynı kelimeyle karşıladığımız iki ayrı biyolojik olgu var. Biberdeki yakıcı acılık bir tat değil, doğrudan bir ağrı ve sıcaklık hissidir. Kahvedeki ya da brokoliye özgü acılık ise dildeki tat tomurcuklarıyla algılanan gerçek bir temel tattır. Hastalandığınızda hissettiğiniz şey de bir tat duyusu değil, ağrı ve sıcaklık taşıyan sinirlerinizin kimyasal olarak uyarılmasıdır.
Tat ve koku kaybı yaşadığınızda dilinizdeki tat hücreleri ile burun epitelinizdeki koku reseptörleri işlevini geçici olarak kaybedebilir. Ancak acı biberdeki kapsaisin maddesini algılayan mekanizma tat tomurcukları değildir. Kapsaisin, ağız dokusundaki sinir uçlarında yer alan TRPV1 isimli iyon kanalına bağlanır. Bu kanal aslında yaklaşık 43 derecenin üzerindeki tehlikeli sıcaklıkları algılamakla görevli bir nosiseptördür. Kapsaisin bu reseptörü uyardığında, beyninize tat sinirleriyle değil, doğrudan üçlü sinir yani trigeminal sinir üzerinden doku yanması ve acı sinyali gider. Beyniniz ağzınızın fiziksel olarak yandığını zanneder. Koku ve tat duyularınız tamamen kapansa bile bu somatosensörik sinir iletimi açık kaldığı için biberin yakıcılığını hissetmeye devam edersiniz.
Sitemizde beş temel tattan biri olarak bahsedilen acı ise gastronomi kurgusu değil, İngilizcedeki bitter kavramının biyolojik karşılığıdır. Dilimizdeki tat tomurcuklarında yer alan TAS2R reseptör ailesi, doğadaki zehirli bileşikleri ve alkaloidleri tanıyıp bizi korumak üzere evrimleşmiş gerçek bir tat sistemidir. Türkçede hem bitter hem de baharat yakıcılığı için tek bir kelime kullanmamız ne yazık ki devasa bir kavram kargaşası yaratıyor. Biberdeki yakıcılık bir tat duyusu değil, sinir sisteminizin kimyasal bir uyarıcıya verdiği somut bir savunma ve ağrı tepkisidir!
/evrimagaci.org/public/images/dyn/e305d9e0463a769a5a9713dbf8323314.png)
/post/3e89b2c4-18fc-4e4f-a417-6f4b25774d25.jpeg)
/studio/d22ff7f9-ccfc-4c0f-b079-170036999c98.jpg)
/post/1731642d-a423-4852-8f5e-d8a274b8a9d5.jpeg)
/evrimagaci.org/public/images/dyn/141aa3c93f14ccfd44a55153995aba93.png)
/evrimagaci.org/public/images/dyn/39ab52ab9e99e78c261df1dfbfa6a11c.png)