Özgür İrade Bir İllüzyondur!

Yazdır Özgür İrade Bir İllüzyondur!
Nörobilimdeki araştırmalar daha önce hafife aldığımız kafamızın dışındaki dünya ile olan etkileşimlerimiz konusunda devrim yaratan şaşırtıcı bir gerçeği açığa çıkarıyor: Bilincimiz gerçekte davranışlarımızdan sorumlu değildir.
 
Laboratuvar deneylerinin gösterdiği gibi, biz bir karar verdiğimizin farkına varmadan evvel beyinlerimiz zaten bu kararı çoktan vermiştir bile. Yakın bir zamanda yazılan "Subliminal: How Your Unconscious Mind Rules Your Behavior" (Bilinçaltı: Nasıl Bilinçsiz Zihniniz Davranışlarınıza Hükmeder") kitabında fizikçi Leonard Mlodinow davranışlarımızda dominant bir rol oynayan bilinçsiz hareketleri gösteren bir sürü psikolojik deneyi gözden geçiriyor. Bu tanımlama özgür irade ve buna bağlı olarak günah ile kefaret konusundaki dini öğretileri ile sorumluluk ve ceza konusundaki bizim hukuki kavramların temel iddialarına meydan okuyor. Beyinlerimiz bilinç altımız ile davranışlarımızı belirliyorsa, davranışlarımız için nasıl sorumlu tutulabiliriz ki? Yasal sistemimiz suçluluları nasıl cezalandırabilir ya da bir Tanrı nasıl davranışlarını bütünüyle kontrol edemeyen günahkarları cezalandırabilir ki?
 
 
Özgür İrade bir illüzyon mudur? 
 
Yakın bir zamanda yazılan "Free Will" ("Özgür İrade") kitabında nörobilimci Sam Harris çekinmeden bu konuyla başa çıkıyor. Oldukça açık bir şekilde bize anlatıyor: ''Özgür irade bir illüzyondur''. Bizler maddesel olmayan bilinçli yöneticiler olarak var değiliz, ama bunun yerine beyin ile beden tarafından kararları ve davranışları belirlenen fiziksel varlıklarız.
 
Filozoflar özgür irade konusundaki sorularla farklı şekillerde tanımlıyorlar. Bağdaştırıcılar (Incompatabilists), özgür iradenin determinizm -önceki sebeplere bağlı olan şeyler, mesela kader, Tanrının kararları, ya da Doğanın yasaları gibi- ile bağdaşabileceğini düşünürler. Bunlar ikiye ayrılmaktadır. Liberteryenler, özgür irademizin olduğunu söylerler çünkü insanlar sebep ve sonuçlardan sorumlu tutulacak bir şekilde bunları aşabiliyor. Deterministler özgür irademizin olmadığını söylerler çünkü determinizm ya doğrudur ya da indeterminizm (rastgelilik) bize kontrol ya da sorumluluk vermemektedir. Bu iki grup da bağdaştırıcılar yani özgür iradenin determinizm ya da indeterminizm ile bağdaştığını söyleyenlerle zıt konumundalar.
 
 
Determinizm tam olarak nedir? 
 
İki yüz yıl önce, Fransız fizikçi Pierre Laplace şunu belirtir; Newtoncu mekaniğine göre evrendeki tüm parçacıkların pozisyonu, momentumu ve üzerindeki güçleribilindiğinde bu parçacıkların hareketleri tahmin edilebilir. Bu Newtoncu dünya makinesidir. Fiziğin ilgilendiği kadarıyla, bizler bütünüyle sadece parçacıklardan oluşuyoruz, ve bu özgür iradenin bir illüzyon olduğunu gösterir.
 
Yine de, rahat bir şekilde şunu söyleyebiliriz ki evren, Newtoncu bir dünya makinesi değildir. Kuantum mekaniğin Heisenberg'in belirisizlik prensibi bize gösteriyor ki, en diplerde, doğa temelde indeterministtir. Ama kuantum indeterministlik beyinde önemli bir rol oynuyor mu, ve bu özgür iradenin önünü açıyor mu? Büyük ihtimalle hayır, sebebini söylüyorum:
 
Beynin hareket eden parçaları mikroskobik standartlarına göre ağırdır ve göreceli olarak yüksek hızlarda hareket ederler çünkü beyin sıcaktır. Dahası, bu mikroskobik standartlara göre içerilen uzaklıklar büyüktür. Beyindeki kuantum etkilerin önemsiz olduğunu boyutsal olarak gösterebilmek kolaydır. Yani Liberteryenler determinizmin mikrofiziksel, kuantum düzeyinde hatalı olduğu konusunda haklı olsalar bile, beyin her türlü deterministik bir Newtoncu makinedir, bu sebeple onların tanımladığı şekilde bir özgür irademiz yoktur.
 
Beyin davranış kontrolüne gelince deterministik gibi olsa da, beyinlerimizin termal hareketleri ile bizleri verilerle besleyen çevrede ''sahte-rastgelelilik'' (pseudo-randomness) bol olmaktadır (''saf'' kuantum rastgeliliğin karşıtı olarak tanımlanabilir). Bunun yeterli oranda belirsizliği oluşturup da bizlere ''özgür irade'' hissiyatını verme imkanı vardır. Ya da, belki belirsizlik direkt bir rol oynamaksızın, bu bizim farkında oluşumuzun azlığı sebebinden dolayı davranışlarımızın bilindik doğa yasalarından bağımsız olduğunu yorumlama şeklimizdir. Her türlü, bu bizde liberteryen bir özgür iradeye sahip olmadığımız anlamına gelir, her ne kadar böyle olduğu izlenimine kapılsak da.
 
Ama birde bir teselli sunalım. Kuantum düzeyinde sabit bir determinizm olmamasına rağmen, bağdaştırıcılar beynin işlevlerini gelişigüzel süreçler olarak görmekle haklılar. Bir başka haklı noktaları da düşüncelerimiz ve davranışlarımız bilinçsiz süreçlerin bir ürünü olsa da, onlar yine de bizim düşüncelerimiz ve davranışlarımızdır. Başka bir deyişle, ''bizi'' sadece bilinçli zihnimiz değil, ama hem bilinçli hem de bilinçsiz süreçler oluşturmaktadır. Başkaları bizi etkileyebilse bile, kimse kendimiz dışında edindiğimiz verilerin hesaplarına erişimi yoktur. İşleyen başka bir beyin bizimkilerle aynı davranış algoritmlerine göre aynı final kararlara ulaşmayabilir çünkü o noktaya kadarkihayat tecrübeleri farklıdır.
 
Liberteryen bir özgür irademizin olmadığı halde, doğal ya da doğa-üstü olarak, bir karar dışarıdaki kuvvetler tarafından kontrol edilmediyse, ve bunun yerine bu kuvvetler bedenimize göre içten ise, o zaman o karar bize aittir. Eğer sen ve ben maddesel olmayan bir bilinç (ya da ruh) değil isek, ama fiziksel bir beden ile beyine sahipsek, o zaman yine de kararları veren yine ''biz'' olmuş oluruz. Sonuçta, bilinç ne rol oynarsa oynasın, beyin bunu yapabilmek için evrildi. Böylece, o kararlar için sorumlusu da ''biz'' oluyoruz.
 
İşte her şey buraya kadar indirgeniyor. Bir davranışa ''özgür irade'' desek de demesek de kimin umurundadır? Buna ''özgür irade'' demek (bağdaştırıcılar gibi) fazlasıyla kafa karıştırıcıdır, çünkü bir tür düalizm önermektedir, doğa-üstü olsa da olmasa da; bu yüzden buna sadece ''otonomi'' diyelim. Buradaki olay şudur: otonom bir insanın ahlakı ile yasal sorumluluğu nedir, ve yanlış şeylerle bir toplum nasıl başa çıkmalıdır?
 
Elbette, eğer bizler -onları tehlikeli kılan beyinleri ve sinir sistemlerine bağlı olarak- başkalarına karşı tehlikeli olanlardan kendimizi koruyamasaydık, işleyen bir toplumumuz olamazdı. Yine de, bilindik kuralların üzerinde konumlandıran liberteryen bir özgür irademiz olmadığı halde, intikamcı ahlakımız ile hukuk sistemlerimizin yeniden değerlendirilmesi gerekir, ve hatta zorla yenilenmesi gerekebilir.
 
Yazan: Victor Stenger
 
Çeviren: Arsel Acar (Evrim Ağacı)
 
Ana Kaynak: Huffington Post
 
---
 
Evrim Ağacı Eklemesi: Bir okurumuzun "İyice şaşırdınız." yorumu üzerine yaptığımız minik bir açıklamayı eklemek isteriz:
 
Mesela siz bu yorumu yaptınız, çünkü bu yazımızı gördünüz, gözünüzden beyninize görsel bilgiler iletildi. Eğer bu yazıyı görmeseydiniz, bu yorumu asla yapmayacaktınız. Bu durumda bir öncül uyaran olmadan beynimizin faaliyet göstermediğini düşünebiliriz. "Ama kendi kendime düşünebiliyorum." diyeceksiniz, ona geleceğiz.
 
Önce şunu iddia edebilirsiniz: "İyi tamam, gördüm de yorum yaptım ama ne yorum yapacağıma ben karar verdim." Maalesef öyle değil. Beyninize giden sinyaller, sizin hafızanızdaki birçok noktayı uyardı ve geçmişinizde edindiğiniz bilgiler, kültür, eğitim, kısaca "bireysel arka plan" dahilinde bu yorumu çıkardınız. Bu yorum yerine "Çok saçma." da yazabilirdiniz. Neden yazmadınız? Bunu bilincinizle, bilerek seçtiğinizi mi iddia edeceksiniz? Bunu düşünmemiştiniz bile ve biz size şu anda sorana kadar, aklınızdan geçmemişti. Bakın, gene aynı yere geldik: "bir öncül uyaran olmadan, beyin tepki veremiyor."
 
Peki, şu yukarıdaki, soracağınızı varsaydığımız soruya dönelim: "Durup dururken düşünmeye başlayabilirim, kendi kendime hayal kurabilirim." Bu da ne yazık ki böyle olmuyor. Genellikle düşünceler silsilesini başlatan ya o anda duyu organlarından gelen bir bilgi oluyor (bir koku, bir görüntü gibi) ya da birkaç dakika ve hatta saat önce edinilmiş bir uyarı sonrasında, beynin uzun süreli faaliyeti sonucunda meydana geliyor. Yani duyu organlarından gelen bir uyarı olmadan, yine beyin faaliyete geçemiyor.
 
E o zaman neden robot gibi hissetmiyoruz, her şeye kendimiz karar veriyoruz gibi hissediyoruz? Bunun birkaç sebebi var: ilki, algılarımızın buna adapte olmuş olması. Tıpkı örneğin "simit" kelimesini 100 defa tekrar edecek olursanız, belli bir noktadan sonra kelime, anlamını yitirmiş gibi geleceği gibi, beynimiz de doğduğundan beri bu sürece alışıktır; üstelik bu alışıklık evrimsel bir kökene de sahiptir. İkinci ana nedense, beynin çok fazla veriyi aynı anda işliyor olmasıdır. Bu kadar büyük bir bilgisayarın (ama tamamen girdi-çıktı üzerine kurulu, sıradan bir bilgisayarın) tepkileri, sanki "bilinçliymiş" gibi gelecektir. Zaten "yapay zeka bilimlerinde" de aranılan budur: çok karmaşık davranışların, çok basit etki-tepki süreçlerinin bir toplamı olması ve bunların bir araya geldiğinde "bilinçliymiş ve özgür iradeye sahipmiş gibi" davranan makineler üretmesi (Breitenberg). 
 
Burada kısa bir özet verdik ama şimdilik bilindiği kadarıyla, ne yapıyor olursanız olun, bunu "özgür iradeli" olarak siz değil, "bilinçsiz beyniniz" yapıyor. Zaten bu mantıklı, çünkü "bilincin oluştuğu yer" olarak düşünülen neokorteksteki "asosiyasyon alanları"na giden istisnasız her bilgi, beynimizin bilinçaltından gelerek buralara gidiyor. Dolayısıyla biz sadece yaptığımız hareketlerin farkında oluyoruz ve onları kontrol edebildiğimizi hissediyoruz, halbuki bilinçsiz benliğimiz o kararları çoktan almış oluyor.
 
Sevgiler.
 
Geliştiren: ÇMB (Evrim Ağacı)
6 Yorum