Yapay Zeka Devrimi - 1: Süperzeka’ya Giden Yol Çok Yakınımızda!

Yazdır Yapay Zeka Devrimi - 1: Süperzeka’ya Giden Yol Çok Yakınımızda!

"İnsan yaşamının Dünya’daki yükselişiyle karşılaştırılabilecek bir değişimin eşiğindeyiz."

Vernor Vinge
 
 
 
Burada duruyor olmak nasıl bir his?
 
 
Durması bayağı etkileyici bir yere benziyor — ama bir zaman çizelgesinde durmanın nasıl bir şey olduğunu hatırlayalım: sağınızda ne olduğunu göremiyorsunuz. Yani aslında orada durmak böyle bir his:
 
 
 
Uzak Gelecek — Pek Yakında
 
Bir zaman makinesine binip 1750'ye döndüğünüzü düşünün — dünyada elektriğin olmadığı, uzun mesafe iletişimin ya yüksek sesle bağırmak, ya da havaya top ateşlemek anlamına geldiği, ve tüm ulaşımın saman üzerinden gerçekleştiği bir zaman. Oraya vardığınızda, rastgele birini alıp 2015'e getiriyorsunuz ve etrafı gezdirip her şeye tepki göstermesini izliyorsunuz. Otobanda yarışan parlak kapsüller görmenin, okyanusun diğer tarafında bulunan biriyle konuşmanın, 1000 kilometre uzakta oynanan sporları izlemenin, 50 yıl önce gerçekleştirilen bir müzikal performansı dinlemenin, ve gerçek hayattan bir görüntü yakalayabileceği, yaşanan bir anı kaydedebileceği, nerede olduğunu gösteren hareketli doğaüstü mavi bir noktanın bulunduğu bir harita yaratabileceği, ülkenin diğer ucunda olsa bile biriyle yüz yüze konuşabileceği ve daha dünya dolusu sihir yapabileceği büyülü dikdörtgen kutumu kullanmanın onun için nasıl bir şey olduğunu anlamamız imkansız. Bunların hepsi ona interneti göstermenizden, ya da Uluslararası Uzay İstasyonu'nu, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nı, nükleer silahları veya genel görelilik gibi şeyleri açıklamadan önce hem de.
 
Onun için bu tecrübe şaşırtıcı veya şok edici veya dudak uçuklatıcı olmazdı—bu kelimeler yeterince büyük değil. Ölebilirdi bile.
 
Ama asıl ilginç şey şu — eğer 1750'ye geri döndükten sonra bizim onun tepkisini görmemizi kıskandıysa ve aynı şeyi denemeye karar verdiyse, zaman makinesine binip zamanda aynı mesafede geriye giderdi, 1500 civarı bir yıldan birini alıp 1750'ye getirir ve ona her şeyi gösterirdi. Ve 1500'den gelen adam birçok şeye şaşırırdı — ama ölmezdi. Onun için çok daha az delice bir tecrübe olurdu, çünkü 1500 ve 1750 bayağı farklı olsa da, 1750 ve 2015 kadar farklı değillerdi. 1500'deki adam uzay ve fizikle ilgili bazı akıl almaz şeyler öğrenirdi, Avrupa'nın şu emperyalizm modasını ne kadar sevdiğini görünce etkilenirdi, ve aklındaki dünya haritasında büyük değişiklikler yapması gerekirdi. Ama 1750'deki günlük yaşamı izlemek — ulaşım, iletişim, vb. — onu kesinlikle öldürmezdi.
 
Hayır, 1750'deki adam bizim onunla eğlendiğimiz kadar eğlenmek istiyorsa, onun çok daha geriye gitmesi gerekirdi — belki MÖ 12,000'e kadar falan, Tarım Devrimi'nin ilk şehirlere ve uygarlık fikrini doğurmasından öncesine kadar gitmesi gerekirdi. Eğer tamamiyle avcı-toplayıcı dünyasından biri — insanların aşağı yukarı bir başka hayvan türü olduğu zamandan biri — 1750'nin geniş insan imparatorluklarını, yükselen kiliselerini, okyanusu aşabilen gemilerini, “içeride” olma konseptlerini, ve devasa bilgi birikimlerini ve keşiflerini görse — muhtemelen ölürdü.
 
Ya o da öldükten sonra, kıskanıp aynı şeyi yapmak istese? Eğer 12,000 yıl öncesine, MÖ 24,000'e gidip birini tutsa MÖ 12,000'e getirse ve ona her şeyi gösterse, getirdiği herif “Ee napalım yani, kimin umrunda?” falan derdi. MÖ 12,000'deki herifin aynı eğlenceyi yaşaması için, 100 bin yıl öncesine gidip ateşi ve konuşma dilini ilk kez gösterebileceği birini getirmesi gerekirdi.
 
Birinin geleceğe gidip tecrübe edecekleri şoktan ölmeleri için, bir “öldüren gelişme seviyesi” [ya da bir Öldüren Gelişme Birimi (ÖGB)] yaşanmış kadar ileri gitmeleri gerekirdi. Demek ki avcı-toplayıcı zamanlarında bir ÖGB için 100,000 yıldan fazla süre geçmesi gerekiyordu, ama Tarım Devrimi sonrasında, yalnızca 12,000 yıl falan gerekti. Sanayi Devrimi sonrasında dünya o kadar hızlı gelişti ki 1750'deki birinin bir ÖGB yaşanmış olması için yalnızca birkaç yüzyıl ileri gitmesi gerekiyor.
 
Bu şablon —insan gelişiminin zaman ilerledikçe daha da hızlı ilerlemesi—, fütürist Ray Kurzweil'in “insan tarihinin İvme Kanunu” dediği şey. Bunun yaşanmasının sebebi daha gelişmiş uygarlıkların, az gelişmiş uygarlıklara göre daha hızlı gelişme kabiliyetine sahip olmaları — çünkü daha gelişmişler.  19. yüzyılda insanlık, 15. yüzyıla göre daha fazla bilgiye ve daha gelişmiş teknolojiye sahipti, bu yüzden insanlığın 19.  yüzyılda 15. yüzyıla göre daha ileri gelişmeler yaşaması şaşılacak bir şey değil — 15. yüzyıldaki insanlık, 19. yüzyıldaki insanlığın dengi değildi.
 
Bu daha küçük ölçeklerde de çalışıyor. Geleceğe Dönüş filmi 1985'te çıktı, ve “geçmiş” 1955'te yer aldı. Filmde, Michael J. Fox 1955'e döndüğünde, televizyonun yeniliği, soda fiyatları, kulak tırmalayan elektro gitarların henüz popülerleşmemiş olması ve argodaki farklılıklar tarafından şaşkınlığa uğratılmıştı. Farklı bir dünyaydı, evet — ama eğer film bugün çekilseydi ve geçmiş 1985'te yer alsaydı, film daha büyük farklılıklarla daha eğlenceli olabilirdi. Karakterimiz; kişisel bilgisayarlar, internet veya cep telefonlarının olmadığı bir zamanda olurdu — filmdeki Marty McFly 1955'te kendini ne kadar zamanının dışında hissettiyse, bugünün Marty McFly'ı — yani 90'ların sonlarına doğru doğan bir genç, 1985'te kendini zamanının çok daha dışında hissederdi.
 
 
Bunun sebebi az önce bahsettiğimiz şeyin sebebiyle aynı — İvme Kanunu. 1985 ve 2015 arasındaki ortalama gelişme hızı, 1955 ve 1985 arasındakinden fazlaydı — çünkü 1985-2015 arasında dünya, daha gelişmiş bir dünyaydı —. Son 30 yılda, ondan önceki 30 yıla kıyasla daha çok değişim yaşandı.
 
Yani — gelişmeler büyüdükçe büyüyor ve çok, çok daha hızlı yaşanıyor. Bu geleceğimizle ilgili etkileyici bazı şeyler söylüyor, değil mi?
 
Kurzweil, 20. yüzyılda yaşanan bütün gelişmelerin, 2000 yılındaki gelişme hızıyla yalnızca 20 yılda tamamlanabileceğini söylüyor — diğer bir deyişle, 2000 yılında gelişme hızı, 20. yüzyıldaki ortalama gelişme hızından beş kat daha hızlıydı. 20. yüzyıl değerinde bir gelişmenin 2000 ile 2014 arasında yaşandığına, ve 20. yüzyıl değerinde bir gelişmenin daha 2021'e kadar yaşanacağına inanıyor, yalnızca yedi yıl içinde.  Birkaç on yıl sonra, 20. yüzyıl değerinde bir gelişmenin aynı yıl içinde birkaç kez yaşanacağına, biraz daha süre sonra ise, bir aydan kısa sürede yaşanacağına inanıyor.  Yani neticede Kurzweil, İvme Kanunu dolayısıyla 20. yüzyılda yaşanan gelişmenin 1,000 katının 21. yüzyılda yaşanacağına inanıyor.
 
Eğer Kurzweil ve ona katılanlar haklıysa, 1750'deki adamın 2015'te şaşırdığı kadar biz de 2030'da şaşırabiliriz — yani bir sonraki ÖGB yalnızca birkaç on yıl içinde yaşanabilir — ve 2050'de dünya bugünkünden o kadar farklı olabilir ki tanıyamayabiliriz bile.
 
Bu bilim kurgu değil. Sizden veya benden daha akıllı ve bilgili birçok bilim insanının inandığı bir şey bu — ve tarihe bir göz atarsak, mantıken tahmin etmemiz gereken şey de bu.
 
O zaman neden, “dünya 35 yıl sonra tamamen tanınamayacak bir halde olabilir” gibi bir şey dediğimde, içinizden “Güzelmiş... Ama yok ya...” diyorsunuz? Geleceğe dair acayip tahminlere karşı şüpheci bir tavır takınmamızın üç sebebi var:
 
1) Konu tarih olduğunda, düz çizgiler halinde düşünüyoruz. Önümüzdeki 30 yıldaki gelişmeyi hayal ederken, önceki 30 yılı göz önüne alıyoruz. 21. yüzyılda dünyanın ne kadar değişeceğini düşünürken, 20. yüzyıldaki gelişmeyi alıp 2000 yılına ekliyoruz. 1750'deki adamımızın 1500'ten birini getirip kendisinin aynı mesafe kadar gelecekte yaşadığı şaşkınlığı yaşamasını beklerken yaptığı hata da buydu. Üstel düşünmemiz gerekirken doğrusal düşünmemiz gayet içgüdüsel bir olay. Eğer biri bu konuda daha akıllıca düşünmek isterse, önümüzdeki otuz yılın gelişmesini önceki otuz yıla bakarak değil de, şu anki gelişme hızını göz önüne alarak tahmin edebilir. Daha isabetli olurdu, ama yine de oldukça isabetsiz. Gelecek hakkında doğru bir biçimde düşünmek için, şeylerin şu anda ilerlediklerinden çok daha hızlı ilerlediklerini hayal etmeniz gerek.
 
 
2) Yakın geçmişin gidişatı genelde çarpıtılmış bir öykü anlatıyor. Öncelikle, sarp bir üstel eğri bile yalnızca ufak bir kısmına baktığınızda doğrusal durur, tıpkı büyük bir çemberin ufak bir kısmına yakından baktığınızda neredeyse düz bir çizgiye benzemesi gibi.  İkinci olarak, üstel büyüme tamamiyle düz ve tek şekilli değil. Kurzweil, gelişmenin “S eğrileri” şeklinde yaşandığını açıklıyor:
 
 
 
Bir S, yeni bir paradigma dünyaya yayıldığında oluşan gelişme dalgası tarafından yaratılıyor. Eğri üç evreden geçiyor:
 
1. Yavaş büyüme (üstel büyümenin erken safhası)
2. Hızlı büyüme (üstel büyümenin son, patlayıcı safhası)
3. Söz konusu paradigma olgunlaştıkça bir düzleşme
 
Eğer yalnızca yakın geçmişe bakarsanız, S eğrisinin şu an üzerinde bulunduğunuz parçası, gelişmin ne kadar hızlı yaşandığını görmenize engel olabilir. 1995 ve 2007 arasındaki süre zarfı internetin patlamasını, Microsoft, Google ve Facebook'un halk arasında yaygınlaşmasını, sosyal medyanın doğuşunu, ve cep telefonlarının, sonra da akıllı telefonların tanıtımını gördü. 2. Evre buydu: S'nin ani büyüme kısmı. Ama 2008-2015 arası, teknolojik açıdan bakarsak, daha az çığır açıcı oldu. Bugün gelecek hakkında düşünen birisi, şu anki gelişme hızını ölçmek için son birkaç yılı inceleyebilir, ama bu büyük resmi kaçırmak olur. Hatta, tam şu an, yeni ve kocaman bir 2. Evre büyümesi hazırlanma safhasında olabilir.
 
3) Kişisel tecrübemiz bizi gelecek hakkında adeta inatçı ihtiyarlar yapıyor. Dünya hakkındaki düşüncelerimizi kişisel tecrübelerimize dayandırıyoruz, ve bu tecrübe yakın geçmişteki gelişme hızını kafalarımıza “işlerin işleyişi” olarak kazımış durumda. Tecrübemizden gelecek hakkında tahminler yapan hayal gücümüz tarafından da sınırlanmış durumdayız — ama genelde, bildiğimiz şeyler bize gelecek hakkında doğru tahminler yapmak için gereken şeyleri vermiyor. Gelecek hakkında, bizim tecrübeye dayalı “işlerin nasıl işlediği fikri"yle çelişen bir tahmin duyduğumuzda, içgüdümüz bunun saf bir tahmin olduğunu söylüyor. Eğer size, bu yazının ilerleyen kısımlarında, 150 veya 250 yaşına kadar yaşayabileceğinizi, hatta ölmeyeceğinizi söylesem, içgüdünüz "Saçmalık ya — eğer tarihten bildiğim tek bir şey varsa, o da herkesin öldüğüdür.” der. Ve evet, geçmişte ölmeyen kimse olmadı. Fakat uçaklar icat edilmeden önce uçak uçuran kimse de olmamıştı.
 
Yani bu yazıyı okurken içinizden geçen “yok ya” hissi size doğru gibi gelse de, muhtemelen yanlış. Gerçek şu ki, eğer duruma gerçekten mantıksal yaklaşıyorsak ve tarihsel şablonların devam etmesini bekliyorsak, önümüzdeki yıllar içinde beklediğimizden çok, çok, çok daha fazlasının değişeceği sonucuna varmalıyız. Mantık ayrıca şunu iddia ediyor: eğer bir gezegendeki en gelişmiş canlı türü ileri doğru daha büyük adımlar atmaya hızlanarak devam ediyorsa, bir noktada, o kadar büyük bir adım atacaktır ki, bilinen kadarıyla yaşamı ve insan olmanın ne anlama geldiğini tamamen değiştirecektir. Tıpkı evrimin, insanoğluna doğru çok büyük bir sıçrama yapana dek zekaya doğru büyük adımlar atmaya devam etmiş olması, ve insanoğluna yaptığı sıçramadan sonra her canlı için Dünya'da yaşamanın ne anlama geldiğini kökten değişmiş olması gibi. Ve eğer bilim ve teknolojide günümüzde neler yaşandığını öğrenmeye biraz vakit ayırıyorsanız, bildiğimiz kadarıyla yaşamın bir sonraki adıma karşı koyamayacağının belirtilerini görmeye başlarsınız.
 
 
Süperzeka'ya Giden Yol
 
YZ Nedir?
 
Eğer siz de benim gibiyseniz, Yapay Zeka'nın absürd bir bilim kurgu konsepti olduğunu düşünüyordunuz, ama son zamanlarda bu konuyuciddi insanların konuştuğunu duyuyorsunuz ve tam olarak kavrayamıyorsunuz.
 
Birçok insanın YZ terimi hakkında kafasının karışık olmasının üç sebebi var:
 
1) YZ'yi filmlerle ilişkilendiriyoruz. Yıldız Savaşları. Terminatör. 2001: Bir Uzay Destanı. Hatta Jetgiller. Bunların hepsi kurgu, robot karakterler de. O yüzden YZ de biraz kurgu gibi geliyor bize.
 
2) YZ geniş bir konu. Telefonunuzun hesap makinesinden sürücüsüz arabalara ve gelecekte dünyayı önemli ölçüde değiştirebilecek bir şeye kadar dağılım gösteriyor. YZ bunların hepsini kapsıyor, bu da biraz kafa karıştırıcı haliyle.
 
3) Günlük yaşamlarımızda YZ'yi sürekli kullanıyoruz, ama YZ olduğunun genelde farkında olmuyoruz. 1956'da “Yapay Zeka” terimini bulan John McCarthy, “YZ çalıştığında artık kimsenin ona YZ demediğinden” şikayetçiydi. Bu fenomen yüzünden, YZ kulağa genellikle bir gerçeklikten ziyade efsanevi bir gelecek tahmini gibi geliyor. Aynı zamanda, geçmişten gelen ve hiçbir zaman meyve verememiş olan bir pop konsepti gibi duruyor. Ray Kurzweil, YZ'nin 1980'lerde solduğunu söyleyen insanlar duyduğunu, kendilerini “2000li yılların başlarında nokta-com iflasıyla internetin öldüğü konusunda ısrarcı olanlara” benzettiğini söylüyor.
 
Şimdi bunları bir düzene sokalım. Birincisi, robotları düşünmeyi bırakın. Bir robot, bazen insan biçimini taklit eden, bazen ise etmeyen bir taşıyıcı sadece —  YZ ise, robotun içindeki bilgisayar. YZ beyin, robot ise vücudu — varsa tabii. Örneğin, Siri'nin ardındaki yazılım ve veri Yapay Zeka, duyduğumuz kadın sesi o Yapay Zekanın kişileştirilmiş hali. İşin içinde robot falan yok gördüğünüz üzere.
 
 
 
İkincisi, muhtemelen “tekillik” veya “teknolojik tekillik” terimini duymuşsunuzdur. Bu terim matematikte normal kuralların geçerliği olmadığı asimptot gibi bir durumu tanımlamak için kullanılıyor. Fizikte ise Büyük Patlama'dan önce hepimizin içinde sıkışık halde olduğu sonsuz derecede küçük, yoğun bir kara delik ya da nokta gibi bir fenomeni tanımlamak için kullanılıyor. Yineleyelim, genel kuralların geçerli olmadığı durumlar. Vernor Vinge, 1993'te yazdığı ünlü bir makalesinde bu terimi gelecekte teknolojimizin zekasının bizimkini geçtiği bir noktaya uyarladı — bu noktada, bildiğimiz kadarıyla yaşam sonsuza dek değişmiş olacak ve normal kurallar artık geçerli olmayacak. Ray Kurzweil daha sonra işleri biraz daha karıştırdı ve tekilliği şöyle tanımladı: İvme Kanunu'nun uç bir hıza ulaştığı, teknolojik gelişmenin sonsuz görünen bir hızda gerçekleştiği ve sonrasında tamamen yeni bir dünyada yaşayacağımız bir zaman. Günümüzdeki birçok YZ düşünürünün bu terimi kullanmayı bıraktığını öğrendim, kafa karıştırıcı zaten, o yüzden burada pek kullanmayacağım (bu fikre odaklanacak olsak da).
 
Son olarak, YZ geniş bir konsept olduğu için birçok farklı YZ tipi veya biçimi olsa da, düşünmemiz gereken kritik kategoriler YZ'nin kapasitesine bağlı. Üç ana kapasite kategorisi var:
 
YZ Kapasite 1) Yapay Dar Zeka (YDZ): Bazen Zayıf YZ olarak da isimlendirilen Yapay Dar Zeka, bir alanda uzmanlaşan YZ'dir. Satrançta dünya şampiyonunu yenebilen bir YZ var, ama yapabildiği tek şey bu. Bir hard diskte veri depolamanın daha iyi bir yolunu bulmasını söyleyin, size boş boş bakacaktır.
 
YZ Kapasite 2) Yapay Genel Zeka (YGZ): Bazen Güçlü YZ veya İnsan Seviyesinde YZ olarak da isimlendirilen Yapay Genel Zeka, her konuda bir insan kadar akıllı bir bilgisayardır — bir insanın yapabileceği herhangi bir düşünsel aktiviteyi gerçekleştirebilecek bir makine. YGZ'yi yaratmak YDZ'yi yaratmaktan çok daha zor bir iştir, ve henüz başarabilmiş değiliz. Profesör Linda Gottfredson zekayı “diğer şeylere ek olarak, akıl yürütme, planlama, problem çözme, soyut düşünme, kompleks fikirleri kavrama, hızlı öğrenme, ve tecrübeden öğrenme yeteneklerini içeren genel bir düşünsel kabiliyet” olarak tanımlıyor.  YGZ tüm o şeyleri en az sizin kadar kolay yapabilir.
 
YZ Kapasite 3) Yapay Süperzeka (YSZ): Oxford'lu filozof ve önde gelen YZ düşünürlerinden Nick Bostrom, süperzekayı “bilimsel yaratıcılık, genel bilgelik ve sosyal yetenekler dahil olmak üzere neredeyse her alandaki en iyi insan beyinlerinden çok daha akıllı olan bir zeka” olarak tanımlıyor. Yapay Süperzeka, bir insandan birazcık daha akıllı olan bir bilgisayardan milyarlarca kat akıllı olan bir bilgisayara kadar hepsini kapsıyor. Yapay Zeka konusunun bu kadar çetrefilli olmasının ve hem ölümsüzlük, hem de yok olma kelimelerinin bu yazılarda birden fazla geçecek olmasının sebebi YSZ.
 
Şu an insanlık YZ'nin en düşük kapasitesini —YDZ'yi— birçok şekilde zaptetti ve her yerde kullanıyor. YZ Devrimi YDZ'den, YGZ aracılığıyla YSZ'ye giden bir yol — sağ kurtulamayabileceğimiz bir yol, ama ne olursa olsun her şeyi değiştirecek bir yol.
 
Bu alanda önde gelen düşünürlerin bu yol hakkındaki düşüncelerine ve bu devrimin neden düşündüğünüzden daha yakın bir zamanda gerçekleşebileceğine yakından bir göz atalım:
 
 
Şu An Neredeyiz — YDZ ile İşleyen Bir Dünya
 
Yapay Dar Zeka, belirli bir konuda insan zekası veya verimliliğine eşit, ya da daha ileride olan makine zekasıdır. Birkaç örnek:
 
• Arabalar YDZ sistemleriyle doludur: ABS fren sisteminin ne zaman devreye gireceğini belirleyen biglisayardan, yakıt enjeksiyonu parametrelerini ayarlayan bilgisayara kadar. Google'ın şu sıralar test edilen sürücüsüz arabası, çevresini algılayan  ve ona göre tepki veren güçlü YDZ sistemlerini içeriyor.
 
 
• Telefonunuz adeta ufak bir YDZ fabrikası. Harita uygulamasını kullanarak yol bulduğunuzda, Spotify'dan zevkinize uygun müzik tavsiyeleri aldığınızda, yarının hava durumuna baktığınızda, Siri'yle konuştuğunuzda, ya da başka düzinelerce günlük aktivitede YDZ kullanıyorsunuz.
 
• Epostanızın spam filtresi klasik bir YDZ — neyin spam olup neyin olmadığını belirlemek için önceden yüklenen bilgilerle başlıyor, sonra sizin yaptığınız belirli seçimlerle tecrübe kazanarak öğreniyor ve zekasını size göre düzenliyor. Nest Termostat da günlük düzeninizi öğrenip ona göre hareket ederek aynı şeyi yapıyor.
 
• Hani Amazon'da bir ürün aradıktan sonra başka bir sitede o ürünü “sizin için önerilenler” kısmında görünce ya da Facebook kimi arkadaş olarak eklemenizi söylediğinde biraz tırsıyorsunuz ya?  İşte o YDZ sistemlerinden oluşan bir ağ, kim olduğunuz ve nelerden hoşlandığınız hakkında birbirlerini bilgilendiriyorlar, sonra da bu bilgilerle size ne göstereceklerini belirliyorlar. Amazon'un “Bunu alanlar bunları da aldı…” olayı da bu — görevi milyonlarca müşterinin davranışlarından bilgi toplayıp bu bilgileri sentezleyerek size daha fazla şey satmak olan bir YDZ sistemi.
 
• Google Translate bir başka klasik YDZ sistemi — belirli bir görevde etkileyici derecede iyi olan bir sistem.  Ses tanıma da bir örnek ve bu iki YDZ'yi takım olarak kullanarak bir dilde konuştuğunuz cümleyi bir başka dilde sesli olarak söyleyen birçok uygulama var.
 
• Uçağınız indiğinde hangi kapıya gitmesi gerektiğini belirleyen bir insan değil, biletinizin fiyatını belirleyenin de bir insan olmadığı gibi.
 
• Dünyanın en iyi dama, satranç, scrabble, tavla ve othello oyuncularının hepsi YDZ sistemleri.
 
• Google, sayfaları sıralayıp size ne göstereceği konusunda inanılmaz derecede sofistike metodlara sahip büyük bir YDZ beyni. Facebook'un Haber Kaynağı kısmı da aynı şekilde.
 
•Ve bunlar yalnızca tüketici dünyasında olanlar. Sofistike başka YDZ sistemleri askeri, imalat ve finans (yüksek frekanslı algoritmik YZ borsacıları, ABD borsasındaki hisse senetlerinin yarısından sorumlu) gibi sektörlerde, ve doktorların teşhis koymalarına yardımcı olan uzman sistemlerde kullanılıyor. En ünlü olanıysa IBM'in, en usta Jeopardy şampiyonlarını kolayca yenebilecek kadar bilgi bulunduran ve Trebek'in çekingen konuşmasını rahatça anlayabilen Watson isimli sistemi.  
 
 
YDZ sistemleri şu anki halleriyle korkutucu değiller. En kötü ihtimalle, hatalı veya yanlış programlanmış bir YDZ, bir güç nakil şebekesini devre dışı bırakmak, nükleer santral arızasına sebep olmak, veya bir borsa felaketine (bir YDZ programının beklenmedik bir duruma yanlış tepki gösterip menkul kıymetler borsasını kısa süreli bir düşüşe geçirerek beraberinde 1 trilyon dolar götürdüğü 2010'daki Flash Crash gibi) yol açmak gibi izole felaketlere neden olabilir.
 
Fakat YDZ varoluşsal bir tehdite yol açacak kabiliyete sahip değil. Ama bu zararsız YDZlerden oluşan büyük ve karmaşık ekosistemi, yolda olan ve dünyayı değiştirecek fırtınanın bir öncüsü olarak görmeliyiz. Her yeni YDZ buluşu YGZ ve YSZ'ye giden yola bir tuğla daha ekliyor. Veya Aaron Saenz'in gördüğü üzere, dünyamızın YDZ sistemleri “dünyamızın ilkel bataklıklarındaki amino asitler gibi” — beklenmedik bir gün uyanan yaşamın cansız kaynakları gibi yani...
 
Bu konuya ikinci yazımızda devam edeceğiz.
 
 
 
Yazı Dizisinin Tüm Yazıları:
 
6 Yorum