Bilimsel Yöntem - 3: Evrim Nedir? Evrim Teorisi 'Sadece Bir Teori' Mi? Evrim Çürütülebilir Mi?

Yazdır Bilimsel Yöntem - 3: Evrim Nedir? Evrim Teorisi

Bir önceki yazımıza dönmek için: Bilimsel Yöntem - 2: Bilimsel Yöntemin Örnekler Üzerinden Analizi


Yazı dizimizin bu son yazısında ise, ana konumuz olan Evrim Kuramı'na dönecek ve bundan önceki iki yazımızda anlattıklarımızın ışığında, Evrim Kuramı'nı analiz edeceğiz. Böylece, popüler kültürde sıkça görebileceğiniz yanlış anlaşılmaların neden bilim dışı olduğunu ve Evrim Kuramı'ndan korkan kitleler tarafından uydurulduğunu daha net anlayabileceksiniz. Ayrıca bu yazımız içerisinde, bilimsel kuramların "ispatlar" açısından incelemesini de yaparak, daha fazla bilgi vermeye çalışacağız. Umarız hepinize faydalı olacaktır.



Bilimsel Kuramlar "İspatlanır" Mı? Evrim Kuramı, "İspatlanmış" Mıdır?


Evrim Kuramı ile ilgili hangi analiz yapılacak olursa olsun, ilk olarak "Evrim Kuramı" ile "Evrim" arasındaki farkın anlaşılmasıyla başlanmalıdır. Çünkü birçok insan, hatalı bir biçimde, bu ikisini eş anlamlı olarak kullanmaktadırlar. Bu, tamamiyle yanlıştır! 


Ders Yedi: Evrim Kuramı ile Evrim, birbirinden farklı kavramlardır! 


Bilim insanları ve antik çağ filozofları, etraflarındaki canlı ve cansız varlıklara bakmışlar ve her birinin birbirlerinden farklı olduğunu ve daha önemlisi, zamana paralel olarak değiştiklerini fark etmişlerdir. Düşünce silsileleri sırasında ilk olarak sordukları soru şudur: "Canlıların fiziksel, kimyasal ve biyolojik yapılarınane oluyor?" Bu sorunun, bir bilimsel gerçeği (doğa yasasını) ortaya çıkaracağını hatırlayınız. Bu sorunun cevabı olarak aldıkları ise, hem bilimsel, hem de felsefi olarak çok açıktır: Canlılar, değişmektedir! Hatta sadece canlılar değil, cansızlar da değişmektedir; ancak bu değişim şu anda ilgi alanımızda olmadığı için göz ardı edeceğiz.


Canlıların değişmesi, bir doğa yasasıdır. Değişmeyen hiçbir canlı tespit edilemediği gibi, bu değişim uzun zaman dilimlerinde yapılan gözlemlerle kolaylıkla doğrulanabilir. Canlılar, temel olarak iki şekilde değişmektedirler: ömürleri boyunca ve nesiller boyunca. İlk değişim tipine gelişim demekteyiz. Ana karnında oluşan zigottan, bireyin ölümüne kadar geçen süre içerisinde canlı sürekli değişime uğrar. Bu değişim, gelişimsel bir değişimdir. Öte yandan aynı zamanda, canlı popülasyonları, nesiller içerisinde de değişmekte, toplum içerisindeki canlıların genel ve ortalama özellikleri farklılaşmakta, canlıların genel görünüşleri, fizyolojileri, morfolojileri, davranışları ve daha nice özellikleri, nesilden nesle farklılaşmaktadır. İşte biz buna evrimsel değişimler diyoruz, bu süreci ise evrim olarak isimlendiriyoruz.


Dolayısıyla canlıların nesiller içerisindeki değişimleri, veya evrim, bir doğa yasasıdır. Bir bilimsel gerçektir. Havada bırakılan cisimlerin yeryüzüne doğru hareket etmeleri gibi, canlıların nesiller içerisinde farklılaşmaları ve yepyeni canlılara dönüşmeleri de bir doğa gerçeğidir, bir bilim yasasıdır. Ancak bu,neden ve nasıl sorularına cevap vermez. "Canlılar neden değişmektedir?" veya "Canlılar nasıldeğişmektedir?" sorularının cevabı "evrim" değildir. Çünkü evrim, sürecin adıdır, değişimin terminolojisidir. Bize, bu değişimin nasıl ve neden olduğunu anlatacak bilimsel bir kuram/teori gerekmektedir.


Bilim insanları, yüzyıllar boyunca bu değişimi fark etmiş; ancak bu durum, çoğu sefer görmezden gelinmiş veya üzerinde çok fazla durulmamıştır. Ta ki, Charles Robert Darwin'in 19. yüzyılda bu bilimsel gerçeğin nedenlerini ve nasıllarını incelemesine ve bulgularını, 1859 yılında Evrim Teorisi olarak isimlendirilen yepyeni bir teori altında sunmasına kadar... Darwin, tıpkı Newton'un cisimlerin yere doğru hareketiyle olarak sorgulamaları gibi, canlılığın neden, nasıl, hangi süreçlerle değiştiğine yönelik sorular sormuş, hipotezler geliştirmiş, gözlemler yapmış, bazı hipotezlerini yanlışlamış, bazılarını ise doğrulayarak daha güçlü bir forma getirmiştir. Sonrasında ise bu bulgularını bir araya getirerek, değişimin neden ve nasıl olduğunu 1859 yılında yayınladığı Türlerin Kökeni isimli kitabında bilim camiasına sunmuştur.


Tıpkı Newton'da yaptığımız gibi, Darwin'in adımlarını da takip edecek olursak:


1) İlk olarak, şu soruyu sormuştur: "Canlıların değişmesinde etkili olan unsurlar nelerdir?Bu soru, görebileceğiniz gibi onu bir doğa gerçeğine götürecektir. Ve sorunun cevabı, oldukça açıktır: türler arasındaki ve tür içerisindeki çeşitlilik. Sadece türler birbirlerinden farklı değildir, türün içerisindeki bireylerin de aralarında birçok fark vardır. Bu bir doğa gerçeğidir. Darwin, buradan hareketle şu soruyu sormuştur: "Tür içerisinde neden bir çeşitlilik vardır?" Bu sorunun cevabı, ne yazık ki Darwin zamanında bilinmiyordu ve Darwin de, isabetli bir hipotez geliştiremedi ve onu test edemedi. Ancak Darwin de, çağdaşları da, konunun çiftleşme ile ilgili olduğundan emindiler; sadece "neden" ve "nasıl" sorularına cevaplar bulamıyorlardı (teoriler geliştiremiyorlardı). Darwin'in buna yaptığı açıklama o dönemlerde karışım hipotezi olarak bilinen, yavruların özelliklerinin ana-babadan gelen özelliklerin tam bir karışımı olduğu yönündeki açıklamalara oldukça benzerdi ve günümüzde bildiğimiz genetik kuramlardan oldukça farklıydı (ve bir o kadar da hatalıydı). Neyse ki bu durum, kuramı çok fazla etkilemedi, zira Darwin'in amacı tür içerisindeki çeşitliliğin nasıl sağlandığını açıklamak değil, türlerin nasıl değiştiğini açıklamaktı. 


2) Daha sonradan, şu soru geldi: "Çiftleşme, neden canlıların değişimine sebep olmaktadır?Burada yine bir doğa gerçeği analiz edilmekteydi. Sorusunun cevabını, şu şekilde buldu: seçilimli çiftleşme. İlk etapta anlaşılması güç olabilir, ancak esasında cevap oldukça nettir: Çiftleşme, eğer ki belirli özelliklere yönelik olarak yapılıyorsa, her seferinde yavrular, istenen özelliklere daha fazla sahip olur. Örneğin her seferinde daha fazla süt veren inekler çiftleştirilir, daha az verenler insanlar tarafından elenirse, her nesilde ortalama olarak daha fazla süt veren yavrular elde edilecektir. Bu, canlıların değişiminin nasıl olduğuna yönelik yapılan ilk kapsamlı açıklamaydı. O dönemdeki insanlar, bunu hep kullanıyorlardı; ancak kimse bu değişimi ve bunun sebebini belirli temellere oturtmaya çalışmamıştı. İşte bunu ilk defa yapan Darwin değişimin bu ilk sebebini, Yapay Seçilim İlkesi olarak isimlendirdi. Tıpkı Newton'un yasalarında gördüğümüz gibi, tek bir gerçek, tek bir açıklamaya bağlanmasından ötürü, "ilke/gerçek/yasa" sözcüğü ile "teori" sözcüğü değişimli olarak kullanılabilmektedir. Ancak aslen, bu açıklamanın minik bir teori olduğu unutulmamalıdır. 


3) Darwin, daha sonrasında şu soruyu sordu: "Canlılar, insanların Yapay Seçilim Yasası etkisi altında olmaksızın, doğal ortamlarında nasıl değişirler?" Bu soruyu yanıtlamak için Darwin, sistematik bir yöntem kullandı. Yapay Seçilim'de, insanlar canlıların belirli özelliklerini seçmektedirler. Eğer doğada, hayatta kalma ve üreme (gelecek nesillere özelliklerini aktarma) konusunda avantajlı ve dezavantajlı bireyler bulunuyorsa, o zaman bir nevi "doğal seçme" meydana gelecek ve insanların canlıları değiştirmesi gibi, doğa da canlıları değiştirebilecektir. Buna yönelik yaptığı istisnasız her gözlem başarıyla sonuçlandı ve doğadaki çeşitliliğin, farklı çevresel koşullar altında, farklı bireyleri avantajlı/dezavantajlı kıldığını gördü. İşte doğada, buna bağlı olarak oluşan seçilime ise Doğal Seçilim İlkesi (En Uyumlunun Hayatta Kalması İlkesi) adını verdi.


4) Darwin, ilerleyen dönemlerde sadece hayatta kalmaya yönelik bir seçilim olmadığını, üreme konusundaki başarının da canlıların değişiminde rol oynadığı gerçeğini fark etti. Bu durumda, şu soruyu sorması kaçınılmazdı: "Canlılar, üreme başarısına bağlı olarak nasıl değişirler?" Bunun sonucunda, tıpkı hayatta kalma konusunda olduğu gibi, eşlerin birbirini seçimi konusunda da ciddi bir çeşitlilik ve seçilim olduğunu gördü. Buna, Cinsel Seçilim İlkesi adını verdi. 


Darwin, tıpkı Newton'un cisimlerin hareketlerini açıklamaya yönelik attığı adımlar gibi, canlılığın değişimini açıklamaya yönelik attığı adımları sürdürdü. Keşfettiği bu ilkeleri, bir araya getirerek bir teori geliştirdi:


5) Eğer ki canlılar arasında, hayatta kalma ve üreme açılarından bir rekabet bulunuyorsa ve sadece bazı bireyler, kendilerindeki "genetik" (o zamanlar bu tabir bilinmiyordu, sonradan keşfedildi) özelliklerden ötürü avantajlı konumda bulunuyorlarsa, o zaman her nesilde, bu avantajlı bireylerin yavruları daha fazla üretilecektir. Bu bireyler, başarılı olan ebeveynlerinin özelliklerini taşıyacakları için, kendileri de üreme çağına geldiklerinde, eğer çevresel şartlar değişmediyse, başarılı olacaklardır. Çevresel şartlar değişecek olursa (ki sürekli, tamamen kaotik bir şekilde değişmektedir), her nesilde başarılı ve başarısız olan canlılar değişecektir. Bu çevresel değişimlere uyumlu olanların daha fazla yavru vermesi ve daha kolay hayatta kalması ve başarısız olanların elenmesi sonucunda, canlıların popülasyon içerisindeki özellik dağılımları, nesiller içerisinde değişecektir. İşte bu evrim adı verilen bu değişim, Yapay Seçilim, Doğal Seçilim ve Cinsel Seçilim ilkeleri etkisi altında olur. Evrimsel değişimleri, bu ilkelerin etkisi altında açıklayan bilimsel kurama ise Evrim Teorisi adı verilir.


Darwin, "evrim teorisi" adını pek kullanmadı, hatta "evrim" kelimesine bile kitabında sadece 2-3 defa yer verdi. Ancak Türlerin Kökeni'nden sonra basılan kitaplarında, bu kelimenin sayısı arttı ve sonunda kuram, Evrim Teorisi olarak bilinmeye başlandı. Esasında Darwin, evrimi daha çok Doğal Seçilim'e bağlamaktaydı. Bu sebeple kuramına Doğal Seçilim Teorisi adını vermişti. Günümüzde, Doğal Seçilim'in en güçlü evrimsel değişim faktörü olduğunu düşünen bilim çevresine, bu yüzden Darwinist (Adaptasyoncu) Evrimsel Biyologlar ya da kısaca Darwinist/Adaptasyoncu adı verilmektedir. 


Bu anlatımdan anlayabileceğiniz gibi, evrimsel değişimleri açıklayan tek kişi Darwin değildir. 


Darwin'in Evrim Kuramı, tek Evrim kuramı değildir! Daha sonradan yüzlerce bilim insanı konuyu incelemiş, bazı başka bilimsel gerçekler Kuram'a katılmış, farklı kuramlar ortaya atılmış (Gould'un Sıçramalı Evrim Kuramı, Dawkins'in Bencil Gen Kuramı, vb. gibi) ve "Evrim Teorisi" genel adıyla bilinen teoriler bütünü, giderek zenginleştirilmiştir. Gould ve Lewontin'in geliştirdiği Sıçramalı Evrim Kuramı'na göre, Doğal Seçilim sadece ufak değişimler yaratabilmektedir; değişimin asıl sebebi, Darwin'den sonra keşfedilen,Genetik Sürüklenme İlkesi'dir. Günümüzde, bu farklı açıklamalar Modern Sentez adı altında birleştirilmiş ve her birine eşit değer veriliyor olsa da, halen Darwinist bilim insanları ve sıçramacılar arasındaki tatlı, bilimsel çekişme sürmektedir.


Ders Dokuz: Evrim Kuramı, bilimsel gerçeklerin toplamından meydana gelir ve sadece Darwin'in Evrim Kuramı bulunmaz. Evrim olgusu başlı başına bir bilimsel gerçektir. Darwin'in açıklaması ise, bu olguya bakış açılarından sadece biridir.


Kısa bir özet geçmemiz gerekirse: Makale Arşivi'miz içerisinde bulunan Evrim Mekanizmaları yazı dizimizdeki her bir mekanizma bir bilimsel gerçektir. Bunların toplamı sonucunda ise evrim meydana gelir. Bu süreci, yani evrimin neden ve nasıl olduğunu inceleyen kuramların toplamına ise Evrim Teorisidenir. Buna getirilen açıklamalardan biri ise Darwin'in Evrim Kuramı'dır. 


Şimdi, esasında buraya kadar olan anlatımlardan çoktan anladığınızı düşünsek de, Evrim Kuramı'nın "ispatlı" olup olmadığına bir bakalım.



Kanıt/İspat nedir?

 

Halk dilinde "kanıt" (veya ispat), bir bilginin doğruluğunu gösteren verilere denmektedir. Örneğin bir arkadaşınızın sevgilisini aldattığını düşünüyorsanız ve arkadaşınızı bir barda bir başka biriyle öpüşürken yakalarsanız, bu sizin düşünceniz için bir kanıt olmuş olur. 

 

Bilimde de kanıt benzer bir anlam taşır; ancak terminolojik olarak geçersiz bir sözcüktür. Kanıt, bilimsel bilinemezcilik için çok güçlü bir kelimedir. Bilim dilinde, bir hipotezin doğruluğunu gösteren olgulara "bulgu" denmektedir. 

 

Peki neden "kanıt" kelimesi kullanılamaz? Bu da, ikinci sorumuz ile cevaplanacaktır.



Bilimsel hipotezler kanıtlanabilir mi?

 

Bu sorunun cevabı tam olarak evet değildir. Çünkü "kanıtlanabilirlik", aslında bir yerde bilimin doğasına aykırıdır. Bir hipotezi "kanıtladığınızı" iddia ettiğinizde, onun değişemeyeceğini de iddia etmiş olursunuz. Bu, bilimsel olarak geçerli sayılamaz. Bunu biraz açalım:

 

Bir hipotez ortaya atıldığında, bu hipotez belirli bir olguyu açıklamaya yönelik olmalıdır. Bilim dahilindeki hipotezler mantık süzgecinden geçirilerek ve belirli bir bilgi birikimine bağlı olarak geliştirilmiş argümanlar oldukları için, bir hipotezi destekleyebilecek verilerin ihtimal sayısı, çürütebilecek verilerin ihtimal sayısına göre çok fazladır. Dolayısıyla bilimde önemli olan, çürütebilecek veriler üzerine gitmektir. Burada, bundan önceki yazılarımızı hatırlamanızda fayda görüyoruz: Eğer bir hipotezi çürütebilecek tek bir veri bulunabilirse, o zaman hipotezin yanlış olduğundan emin olabiliriz. Ancak hipotezimizi destekleyecek veri/verilerin bulunması, hipotezimizin "kesin doğru" olduğu anlamına gelmez. İşte bu ikilikten dolayı bilim, doğrulanabilirlikle değil, yanlışlanabilirlikle sınırlıdır. Ve işte bu yüzden bilim, doğrulanabilir değil; yanlışlanabilirdir.

 

Yani bir hipotez ortaya atılır, sonra bütün bilim insanları onu çürütmeye çalışır, ispatlamaya değil. O teori ya da hipotez, çürütülemediği sürece güçlenir. Evrim Kuramı, örneğin, son 150 yıldır hiçbir şekilde çürütülememiş, bilimin yüzlerce farklı sınavını her seferinde başarıyla geçmiştir. Günümüzde de sürekli olarak "eksik" olarak görülen bilgiler tamamlanmaktadır. Darwin, kuramını açıkladığında, kuram, eksiklerle doluydu. Ancak son 150 yılda bu eksiklikleri tamamlamayı başardık. Günümüzde de bir takım halkın genel olarak bildiklerinin ötesinde, teknik detaylarda eksiklikler bulunuyor elbette; ancak bunlar bayağı insanların iddiaları gibi "Ara geçiş türleri yok.", "Moleküler kanıtlarda eksikler var." şeklinde değil, bunların çok daha ötesinde ve akademik arkaplan gerektiren eksikliklerdir. Ancak bu eksiklikler, teorinin gücünü azaltmaz; çünkü zaten bu eksiklikler olmasaydı bilime iş düşmezdi. Bu eksikliklerden dolayı bir kuramı yermek, henüz ışık hızında giden arabalarımız olmadığı için otomotiv sektörüne lanet okumaya benzer.

 

İşte tüm bu sebeplerden ötürü, bilimsel kesinlik sınırlarının güvenilirliği için, bilimde "kanıt" kelimesini kullanmak uygun değildir. Kanıt, bir kuramın veya hipotezin geçerliliğine işaret eden bir olgudur; ancak bilimsel yanlışlanabilirlik sebebiyle kanıtlar bulmanın bir yere kadar anlamı vardır. Bir yerden sonra, önemli olan çürütebilecek verilere ulaşmaktadır.



Evrim Kuramı "çökebilir", "çürüyebilir" mi?

 

Bu bilimsel açıdan baktığımızda, Evrim Kuramı'nın (veya eşdeğer gelişmişlik, köken ve güçteki herhangi bir kuramın) hiçbir zaman çürümeyeceğini görebiliriz. Çünkü Evrim Kuramı, "tamamen çürütülebilme" evrelerini aşalı çok olmuştur. Artık o kadar büyük ve o kadar farklı bilim dallarıyla desteklenen bir bilim dalıdır ki, toptan çökmesi imkansız olmasa da, olanaksızdır. Elbette eksikleri ve açıkları olacaktır; ancak tamamen çökmesi bilimsel olarak mümkün değildir. Zira var olan yüz milyarlarca farklı çeşit kanıt, Evrim Kuramı'nın "çürümesi" ile birlikte başıboş kalacaktır. Bu bulguları bir araya toplayacak, yine bilimsel bir kuram bulunmalıdır. Ve bu kuram, sanıyoruz ki Evrim Kuramı'ndan çok da farklı olamayacaktır. 

 

Uzun lafın kısası, Evrim Kuramı değişebilir, gelişebilir, bazı kısımları yanlışlanıp, bazı kısımları doğrulanabilir; ancak asla ve asla tamamen çürümeyecektir: Canlılar var olduklarından beri değişir, gelişir ve evrimleşirler, bu bir doğa gerçeğidir. Türler, uzun zaman içerisinde yeni türleri oluşturacak şekilde evrimleşebilirler, bu da bir doğa gerçeğidir. Bunlar, asla değişmeyecek gerçeklerdir, tıpkı Evren'in bildiğimiz noktalarındaki herhangi iki cismin birbirlerine eşit ve zıt yönde kuvvetler uyguladığı gerçeği gibi. Ancak Evrim Kuramı'nın genişliğini arttıran bazı teknik noktalardaki ayrıntılar değişebilir; ancak bunları anlamak için akademik eğitim görmek gerekir. Örneğin, nötral mutasyonların popülasyon içi sıklık oranı ile popülasyon fenotipinin ilişkisi, Evrim'in bir dalıdır ve Motoo Kimura tarafından "Evrim'in Nötral Kuramı" olarak adlandırılan bir kuramla açıklanır. Belki bu kuram yanlışlanabilir; ancak bu Evrim'in "çökmesi" demek değildir ve asla olmayacaktır. Archaeopteryx'in son bulgularla dinozorlar ile kuşlar arasında tam bir geçiş türü olmadığı, dinozorlara kuşlardan daha yakın olduğu anlaşılabilir (henüz kesinleşmemiştir); ancak bu, Archaeopteryx'in kendisinden önceki ve sonraki tür arası bir geçiş olmadığı anlamına gelmez ki bir geçiş türüdür. Sadece dinozorlar ile kuşların "tam ortasındaki", "ikisinin tam harmanı" olma özelliklerini yitirmiştir - ki bu evrimsel açıdan çok da önem arz etmez. Darwinius masillae tüm maymunların 47 milyon yıl önce yaşamış atası olmayabilir ve lemurlara daha yakın bir tür olabilir; ancak bu, yaklaşık 50 milyon yıl önce yaşamış, yeryüzündeki bütün maymunların (insanlar, şempanzeler, goriller, orangutanlar, makaklar, lemurlar, ay-aylar, vs.) atası olan bir türden lemurlara geçişteki bir tür olmadığı anlamına gelmez ki bir geçiş türüdür.

 

Yani Evrim Kuramı, bu şekilde asla çürütülemez ve çürümeyecektir; çünkü günümüzde yüz milyarlarca farklı şekilde desteklenebilir bulgular ileri sürülebilir. Sadece virüslerin 1 yıl içerisindeki değişimi ve bu değişimlerin, Darwin'in tanımladığı ve sonrakilerin oldukça geliştirdiği ilkelere bağlı olarak kolayca açıklanabilmesi bile Evrim Kuramı'nın asla çökmeyeceğini gösterir. Dolayısıyla bu saatten sonra zaten "Evrim Kuramı çürüdü." diye bir haberi asla görmeyi beklemeyin, çünkü bu kadar kapsamlı ve bilimin her alanına girmiş bir kuramın tamamen çürümesi olanaksızdır. Elbette kuram değişecektir, gelişecektir, kendisi evrimleşecektir; ancak asla tamamen çökmeyecektir. Burada önemli olan nokta şudur: bu teori çökse bile, Evrim'in doldurduğu bunca boşluğu bilimsel olarak dolduran bir başka teori gerekecektir; yani Evrim'i ispatlayan yüz milyarlarca farklı kavramı içine alan bir diğer teori. Bu da, yukarıda belirttiğimiz gibi, yine Evrim Kuramı'ndan çok farklı olmayacaktır.



Peki, Evrim Çürütülebilir Mi?

 

Açıkladığımız gibi, Evrim Kuramı kısmen değiştirilebilir ve geliştirilebilir, bu konuda bir engel yoktur. Ancak o kuramın açıkladığı "doğa gerçeği", apayrı bir konudur. Basitçe ve açıkça söylemek gerekirse, bir doğa gerçeğini/yasasını çürütemezsiniz. Evrim, bir doğa gerçeğidir. Cisimlerin birbirine doğru olan hareketi, bir doğa gerçeğidir. Evrim Kuramı, Evrim gerçeğini açıklayan bir kuramdır (hatta birden fazla kuramın genel adı olarak alınabilir). Newton'un Kütleçekim Kuramı, kütleçekim gerçeğini açıklayan bir kuramdır. Bu kuramların kısımları ya da parçaları çürütülebilir ya da gerçeğe daha yakın bilimsel açıklamalarla değiştirilebilir. Tümünü çürütmek çok daha olanaksızdır (ancak örneğin Newton'un Yerçekimi Kuramı'ndan daha iyi kuramlar son birkaç on yılda ortaya atılmıştır; benzer şekilde Darwin'in kuramı, ilk ortaya atıldığı gibi kalmamış, değişip gelişmiştir). Öte yandan bu kuramların ele aldıkları doğa gerçeklerinin çürümesi, imkansızdır. Çünkü doğa gerçekleri, Evren'imizin yapısından ötürü oluşurlar. Bir başka Büyük Patlama etkisi altında veya bir başka Evren'de, tamamen farklı doğa yasaları oluşabilirdi ve tamamen farklı teoriler geliştirmemiz gerekebilirdi. Kısaca Evren'in dokusu değişmediği sürece, evrim gibi doğa yasaları da değişmeyecektir, dolayısıyla bu yasaların çürütülmesi olanaksızdır.

 

İşte bunu anlamak, bir insanın bilimi anlamasındaki en temel noktalardan biridir. Bu sebeple bunları vurgulayarak söylemek, büyük önem arz etmektedir.

 

Umarız tüm bunlar, bizlerin neden bu bilim dışı kaynakların hiçbirine kulak asmadığımızı sizlere bir nebze olsun açıklayabilmiştir. Bu insanlar, kendi hayal dünyalarında yaşayan cahil kimselerdir ve bunların bilimsel bir kuramı, hele ki bu kadar kapsamlı ve güçlü bir kuramı, bırakın toptan çürütmeyi, bir kısmı hakkında yorum getirebilecek kadar bile vasıfları yoktur. İşte bu yüzden onların ağzından bilimi öğrenmek, kişinin kendisini aptal yerine koymasından başka hiçbir şey değildir ve bu konuya ömürlerini harcayan binlerce bilim insanına hakarettir.


Bu teori, bilim içerisinde öyle bir konuma yükselmiştir ki, ancak şu sözler değerini tama yakın bir şekilde anlatabilir: "Evrim olmaksızın, Biyoloji'de hiçbir şeyin anlamı yoktur."

 

Dolayısıyla kişi, kendi seçimini yapmalıdır.


Bu 3 yazılık diziyi tek bir cümlede özetleyecek olursak: Evrim Kuramı, asla bir kanun olmayacaktır ve olması için bir sebep de bulunmamaktadır, çünkü bilimsel bilginin tepesinde, kanunlar değil, teoriler bulunmaktadır!


Umarız açıklayıcı olmuştur.


Saygılarımızla.


ÇMB (Evrim Ağacı)



Kaynaklar ve İleri Okuma:


Darwin, Charles (1859). "XIV". On The Origin of Species. p. 503. ISBN 0-8014-1319-2.


Lewontin, R. C. (1970). "The units of selection". Annual Review of Ecology and Systematics 1: 1–18. doi:10.1146/annurev.es.01.110170.000245. JSTOR 2096764


National Academy of Science Institute of Medicine (2008). Science, Evolution, and Creationism. National Academy Press. ISBN 0-309-10586-2


Futuyma, Douglas J., ed. (1999). "Evolution, Science, and Society: Evolutionary Biology and the National Research Agenda". Office of University Publications, Rutgers, The State University of New Jersey.


Mason, A History of the Sciences pp 43–44


Liu, Y. S.; Zhou, X. M.; Zhi, M. X.; Li, X. J.; Wan, Q. L. (2009). "Darwin's contributions to genetics". J Appl Genet 50 (3): 177–184. doi:10.1007/BF03195671. PMID 19638672


Dobzhansky, T. (1973). "Nothing in biology makes sense except in the light of evolution". The American Biology Teacher 35 (3): 125–129. doi:10.2307/4444260

6 Yorum